life is your canvas

life is your canvas

25 Ocak 2013 Cuma

kürk mantolu madonna

Ben Sabahattin Ali'yi çok sevdim. Bu kitabı bitirdikten sonra ikinci bir kitabını okudum hemen. Öykülerinin olduğu bir kitap: Yeni Dünya. Sonra gittim iki kitabını daha aldım. İçten samimi geldi bana anlatımı, tasvirleri... Karakterleri bazen çok tanıdık bazen sıradışı, biraz melankolik. Yusuf Atılgan da ben de benzer duygular yaşattı aslında. Hafif bir melankoliye girdim çıktım. Belki hangi kitabı okumuş olsam o dönemde benzer şeyler hissedecektim, malum kendi algılarım üzerinden yaşıyorum kitabı. Her hikayede bana dair bir şey bulabilirdim, kalbi kırık bir kadın, aylak bir adam, ne aradığını bilmeyen birisi (ama inatla arayan), işten güçten sıkılmış biri, yalnız; mutsuz; bıkmış; yorulmuş birisi, kaçmak isteyen, uzaklaşmak isteyen, insanlardan sıkılmış, insanları anlamayan, anlamak da istemeyen kendini farklı sayan birisi... Ben de bu iki kitap da kaçma isteği uyandırdı. İnsanlardan uzaklaşma, kafamı dinleme ve dünyayla bağlantıları kopartıp sessizliğin içinde kendi kendime kalıp düşünme... Bir de bencil olmak istedim! Tabi bu arkadaşlarımdan aldığım bir kaç yorumla ve tavsiyeyle de örtüşen bir istek oldu. Zira insanlar sırf insan oldukları için bile anlayışı ve hoşgörüyü haketmiyorlar bazen. Bense ne kadar inanıyordum her insanın iyiliği hakettiğine ve iyiye güzellikle karşılık vereceğine. Meğer iyilikten maraz doğabiliyormuş.

Neyse. Bir yandan da yalnızlığa dair düşündürdü beni. Yalnızlığımı sevesim geldi, koruyup kollayasım; kimse acıtmasın diye canımı...  İnanırdım ne güzel insanlara ben eskiden, güvenirdim. Ya da böylesi mi güzel bilmiyorum; inanmamak...

Gün geçtikçe duvarlarım kalınlaşıyor. Bu duvarları hem ben aşamıyorum hem de başkaları. Kendime duvarlar mı örüyorum, kendi boyumun yetmediği... Neden ki bu samimiyetsizlik, bu tedirginlik, korku! İnsanlar, beni çok yoruyorsunuz. Çok tuhaf yaratıklarsınız. Bana belki de en çok kendinize yabancı...

Gözleri ufalmıştı
Burnu ve kulakları aksine büyük
saçları seyrek
çizgileri yüzündeki...
ifadesizdi yüzü

mutlu değildi
sanki yaşanacak her şeyi tüketmiş
bütün duygulara çentik atmış
dahası kalmamıştı.

yola çıkıp düzlüğe varan
ne ardında ne iki yanında
başka dönüşü olmayan,
yol aldıkça sırtında çantası
bedeni ağırlaşan bir adam gibi
seslense sanki şöyle derdi

otursam yol bitmeyecek
yürüsem sonu yok
yalnız da yürünmüyor
yolum uzunsa ömrüm kısa olsun

edecek duası da yoktu
ya da inancı kendi varlığından başkasına
yoksa ya al yükümü
ya beni diye açardı ellerini de
kim bilir ne dualardan sonra
çaresiz bakakalmıştı artık inanmadığı tanrıya

Zorunda olduğu için yaşıyordu
aldığı nefes
yediği aş
yaptığı iş kadar..

Usulca içeriye giriyor
Karşımda öylece oturuyordu bütün gün
bir masanın arkasında
her gün aynı çizgili takım
iki çift kravat
üç kelime ile günü kurtarıp
geldiği gibi usulca gidiyordu evine
ütüsü bozulan pantolonuyla

Niyedir ondaki karamsarlığa özeniyordum
bilgelik vardı küçülmüş gözlerinde
belli doymasa da karnı
oturmuştu bin bir türlü sofraya

Yalnızlığı yakıştırıyordum ona
bana yakışmazdı
pot dururdu danışmadaki kadına
nasıl bir terziyse artık
kumaşı ipliği makası
ona keder biçmişti fazladan
bana iki parmak dikiş payı koymadan.

Anlatsa tutup da bir yerinden
nasıl mutsuz olunur böyle içten
nasıl bir adam dua bulamaz gece yatarken
anlatsa dinlerdim
belki özenirdim de
ben ne yaşamadım da
böyle eksik kaldım diye
neden herkes kadar yalnızım
herkes neden bu adam kadar yalnız değil
yalnızlığımızı neden yaşayamıyoruz
neden yalnız yaşanmıyor
mutsuzluğumuzu neden yaşayamıyoruz
neden mutlu olmak zorundayız

kaçacak bir deliğimiz oldu her duvarda
ya da alçak duvarlardan atladık
ama bu adam..
öylece duruyordu yolun ortasında
itmek istedim onu
dürtmek, sırtıma alıp taşımak
hatta tepki versin diye
çimdik atmak istedim
yürü be adam!

bilseydim dostum olacak bu adam bir gün
sanırım gurur duyardım kendimle
kilidi yalnız bende olan bir kapı bulmuş
kapının ardındaki sır
ne kadar sır-adan olsa da hikayesi
bana anlatılmış sadece
sır adamın benimmiş gibi tek izleyicisi

Yanında durmak istedim sonraları
tanıdıkça onu
yolun ortasında durup
sadece beklemek istedim
korktum!
yürüyüp yürüyüp de
yol alamamaktan
son kavşağı kaçırmaktan
ya da bir gün belki
kolayca aştığım duvarlardan birine
takılıp da asfalta toslamaktan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder