Neyse. Bir yandan da yalnızlığa dair düşündürdü beni. Yalnızlığımı sevesim geldi, koruyup kollayasım; kimse acıtmasın diye canımı... İnanırdım ne güzel insanlara ben eskiden, güvenirdim. Ya da böylesi mi güzel bilmiyorum; inanmamak...
Gün geçtikçe duvarlarım kalınlaşıyor. Bu duvarları hem ben aşamıyorum hem de başkaları. Kendime duvarlar mı örüyorum, kendi boyumun yetmediği... Neden ki bu samimiyetsizlik, bu tedirginlik, korku! İnsanlar, beni çok yoruyorsunuz. Çok tuhaf yaratıklarsınız. Bana belki de en çok kendinize yabancı...
Gözleri ufalmıştı
Burnu ve kulakları aksine büyük
saçları seyrek
çizgileri yüzündeki...
ifadesizdi yüzü
mutlu değildi
sanki yaşanacak her şeyi tüketmiş
bütün duygulara çentik atmış
dahası kalmamıştı.
yola çıkıp düzlüğe varan
ne ardında ne iki yanında
başka dönüşü olmayan,
yol aldıkça sırtında çantası
bedeni ağırlaşan bir adam gibi
seslense sanki şöyle derdi
otursam yol bitmeyecek
yürüsem sonu yok
yalnız da yürünmüyor
yolum uzunsa ömrüm kısa olsun
edecek duası da yoktu
ya da inancı kendi varlığından başkasına
yoksa ya al yükümü
ya beni diye açardı ellerini de
kim bilir ne dualardan sonra
çaresiz bakakalmıştı artık inanmadığı tanrıya
Zorunda olduğu için yaşıyordu
aldığı nefes
yediği aş
yaptığı iş kadar..
Usulca içeriye giriyor
Karşımda öylece oturuyordu bütün gün
bir masanın arkasında
her gün aynı çizgili takım
iki çift kravat
üç kelime ile günü kurtarıp
geldiği gibi usulca gidiyordu evine
ütüsü bozulan pantolonuyla
Niyedir ondaki karamsarlığa özeniyordum
bilgelik vardı küçülmüş gözlerinde
belli doymasa da karnı
oturmuştu bin bir türlü sofraya
Yalnızlığı yakıştırıyordum ona
bana yakışmazdı
pot dururdu danışmadaki kadına
nasıl bir terziyse artık
kumaşı ipliği makası
ona keder biçmişti fazladan
bana iki parmak dikiş payı koymadan.
Anlatsa tutup da bir yerinden
nasıl mutsuz olunur böyle içten
nasıl bir adam dua bulamaz gece yatarken
anlatsa dinlerdim
belki özenirdim de
ben ne yaşamadım da
böyle eksik kaldım diye
neden herkes kadar yalnızım
herkes neden bu adam kadar yalnız değil
yalnızlığımızı neden yaşayamıyoruz
neden yalnız yaşanmıyor
mutsuzluğumuzu neden yaşayamıyoruz
neden mutlu olmak zorundayız
kaçacak bir deliğimiz oldu her duvarda
ya da alçak duvarlardan atladık
ama bu adam..
öylece duruyordu yolun ortasında
itmek istedim onu
dürtmek, sırtıma alıp taşımak
hatta tepki versin diye
çimdik atmak istedim
yürü be adam!
bilseydim dostum olacak bu adam bir gün
sanırım gurur duyardım kendimle
kilidi yalnız bende olan bir kapı bulmuş
kapının ardındaki sır
ne kadar sır-adan olsa da hikayesi
bana anlatılmış sadece
sır adamın benimmiş gibi tek izleyicisi
Yanında durmak istedim sonraları
tanıdıkça onu
yolun ortasında durup
sadece beklemek istedim
korktum!
yürüyüp yürüyüp de
yol alamamaktan
son kavşağı kaçırmaktan
ya da bir gün belki
kolayca aştığım duvarlardan birine
takılıp da asfalta toslamaktan.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder