Meursault kitabımızın ana karakteri. İçinde bulunduğu hayatta bir trende yolculuk eder gibi dokunmadan camdan izleyerek zaman zaman çiş molası için kompartımanını terk edip koridorda bir kaç insanla tanışıp kaçarcasına yerine geri dönerek bazen de kapıyı tıklatan insanların ayak üstü hikayelerini dinleyerek ama her zaman oturduğu yerden yol üzerindeki evleri, ağaçları sayıp, renkleri ve şekilleri üzerine kısa kısa seyir notları alıp niteliksel ve niceliksel değerleri dışında orada bulunuşları ve onun içinden geçtiği dünyalardaki varoluşlarıyla alakalı düşüncelere aman vermeden, kendisinin yolcu olduğunu hiç aklından çıkarmayıp evrendeki hiç bir şeyle ilişkisi olmadığının farkındalığıyla koltuğuna büzüşüp dışarıyı seyrederek mutlu ya da mutsuz olarak tanımlanamayacak bir ruh halinde rutin bir şekilde ilerliyor.
Onun ağzından onun hayatını dinliyor olmanız size şehirler arası bir otobüste yanınızda oturan kişi hakkında sahip olduğunuz fikirlerden daha fazlasını vermiyor. O da zaten kendisini tanıtma çabasında değil. Hatta daha kitabın başında ölen annesini bile yeri geliyor Meursault'tan daha iyi tanıdığınızı düşünebiliyorsunuz. Böyle bir kaygısı yok çünkü, bir şekilde hayat bulmuş ve ona biçilen rolleri üstüne giyinmiş daha fazlası ya da daha azı onu ilgilendirmiyor. Onda dahaların enlerin çokların pek bir anlamı yok sadece varlığını ona makul görüldüğü zaman boyunca sürdürüp bir gün denize daldığında o yanık tenini tekrar güneşe çıkarmamak üzere nefesini tutup birbiri ardına gelen yaşamlar arasında boy verip, kıyıya vuran dalgalar gibi önce görünüp sonra bir kaç ufak taşı bile yerinden kımıldatamadan köpük köpük kaybolup gidecek. Kaderci bir anlayış da değil onunki si çünkü onun tanrısı yok. Bir yere ya da bir kimseye ait değil. Sevdiği birisi de yok, diğer bütün duyguların onda yansımasına rastlamadığınız gibi; tetiği çekerken de yoktu mahkum edilirken de... Neden vurdun? _Güneş yüzünden. Hakikaten de güneş yüzündendi diğerleri bu açıklamayı yeterli görmese de. Ona göre doğrusu buydu.
_ Seni Paris'te ki yeni iş için seçtim. Hem daha yüksek bir mevkin olacak hem de iş gezilerine gitme fırsatın... Ne dersin?
_ Bilmiyorum. Aslında şu andaki hayatımdan da memnunum. Mutlu değilim ama mutsuz da değilim.
Hani bazen sorgularız ya. Şüphe duymuyorum ki siz sorgulamamış olasınız... Başka türlü bir şeyse benim istediğim. Mesela daha küçük bir şehirde daha küçük bir insan olarak daha mutlu olacaksam... Daha fazlasını istemiyorsam. Daha çok kazanayım, daha çok itibar göreyim, daha çok gezeyim, daha çok lükse para harcayabileyim, daha çok kıyafetim olsun derken belki harcadığım paraların yanında kendimden de pek çok şeyi tüketiyorsam... Hatta belki en çok kendimden tüketiyorsam. Hem de para gibi harcadıkça yerine yenisi konmayan bir şeylerden alıp alıp atıyorsam kendimdekileri... İşimden gücümden şöhretimden ünvanımdan kazanıp da ha bire kendimden kaybediyorsam... Aklınızdan aman küçük bir sahil kasabasında bir butik otel ya da bir kafem olsa da gelen gidenle sohbet muhabbet çayımızı içsek sahilde yürüsek falan kafamız güzel olsa geçinip gitsek diye geçmedi mi hiç? Ya da çocukluğunuzun geçtiği şehirde bir yer açıp da gelene gidene çene çalıp geçim derdine düşmeden hayatınızı sürdürebileceğiniz kadarına kanaat ettiğiniz bir döneminiz olmadı mı? Belki orijinal bir fikriniz vardı mesela ve ah bir sermayeniz olsaydı böyle didinip durmayacaktınız sabah 8 akşam 5... Bir süre sonra sermayeniz olsa da cesaretiniz olmayacaktı. Ve cesaretiniz olsa da zamanınız... Zamanınız olsa da özgürlüğünüz; çünkü hayatınızı iki-üç-beş kişilik yaşamayı seçmiş olacaktınız. Erteleyerek, geçiştirerek, yok sayarak, unutmuş gibi yapıp ara sıra iç geçirerek, inkar ederek ya da basitleştirerek... Pek çok savunma mekanizması var işte bunlardan herhangi birini kullanarak kendimizden çalmıyor muyuz? Haydi o büyük durağı seçmek o kadar kolay değil. Değil çünkü kendimiz dışında pek çok kişiden sorumluyuz ve mahalli baskılara maruzuz zira boğaziçi mezunu insan hayatı boyunca örtmen olarak kalmamalı ya da işsiz mi olunurmuş nasıl iş bulamazmış... Peki ya molalarda neden inmiyoruz? En son ilk defa ne yaptınız diye bir duvar yazısı gibi bir resim paylaşmıştı canım Deniz hocam duvarında. Ya da bugün kendin için ne yaptın mesela... Yemeksepetinden sipariş vermek, arkadaşlarla dışarı çıkıp felekten bir gece çalmak ya da sevdiceğinle oturup bir film izlemek dışında seni sen yapan seni işinden gücünden eşinden sevdiğinden ayrı bir birey olarak bu dünyada tutan sende sana ait ne var? Diğerleri senin hayatına dahil olmadan kendi başına varolduğunu hissettiğin ve varolmaya değer hissettiren... Bencil olmak, bireysel olmak, toplumsal olmak, sorumlu olmak, sorunlu olmak... Hanimiş denge hanimişş? Bir tane bana bir tane sana... Bir tane bana iki tane sana... Bir tane sana iki tane bana... Bu tutmuş bu pişirmiş bu yemiş bu da hani bana demiş.
"insanın, yaşamı tam anlamıyla seçmesi demek, yaşamın saçma,dünyanın haksız,tanrının sağır olabileceğini düşünmüş olması demektir.insan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin."
Düşünüyorum, evet evet her şey hakkında, en ince ayrıntısıyla; kompartımanda oturduğum yerde, yoldaki evde kimin yaşıyor olabileceğinden kompartımanın içindeki koltuk kılıflarının neden gri renkte olduğuna kadar koltukta oturan kişinin yoldan ne umduğundan hangi durakta inmesi gerektiğini biliyor olup olmayışına kadar... Kendim, diğerleri ve içinde bulunduğum dünya hakkında çok fazla düşünüyorum. Kapıyı tıklatan insanları saatlerce dinliyor, oturup onları düşünüyorum. Odamdan çıkıp birinin kapısını tıklatıyor ve geri döndüğümde oradakilere kendim hakkında neden onca şey anlattığımı düşünüyorum. Sonra yeteri kadar düşünmüyor olabileceğim ihtimaline karşı yeniden düşünüp düşünmemeyi tercih etmiş olabileceğim düşüncelerim üzerine düşünüp kendimi zorla bir düşünceme sürecine itiyorum. Sonra bir bakıyorum ki nefes alıp verişimin sıklığıyla pencere camı buğulanmış ve dışarısı artık görünmez olmuş. Öyle çok düşünmüşüm ki kendi kompartımanımın içinde kalakalmış o sırada dışarıda olan biteni kaçırıvermişim. Kapıyı açıyorum, görevliyi yakalayıp soruyorum: Pardon kaç durak geçtik acaba? _Siz hangi durakta inecektiniz hanımefendi? _Hmmm... Bilmiyorum. Son durağa çok var mı? _Ohoo sizin yolunuz uzun herhalde. Son durağa gelince haber veririm ben size.
Hayır hayır son durağa gelince bana haber vermenizi istemiyorum. Zaten eğer son durağa kadar inmediysem son durakta inmek benim seçimim olmayacak mecbur kalmış olacağım. Son durağa kadar hala burada olursam inmemin hiç bir anlamı olmayacak. Hatta inmiş-binmiş-yola çıkmış olmamın da bir anlamı olmayacak, hiçbrinin... O zamana kadar inmiş olmam lazım benim.
Yolculuğun en sevdiğim kısmı aslında rastgele bir durakta inivermek... Ama ya indiğiniz son durağın orası olduğunu bilseydiniz ve tek gidişlik bir biletiniz olsaydı ve bir bilet daha almaya hakkınız olmasaydı. Yolcu olmayı seçmediyseniz de ineceğiniz yeri seçme şansı verildi diyelim ki. Seçme özgürlüğü de ayrıca komik bir laf böyle bir başına dalda duran armut gibi sallanıp duruyor ha düştü kafanıza ha düşecek. Ama tek bir bilet... İndiğin durakta yaşamaya devam edeceksin demek. Belki oradan da başka bir tren kalkıyordur ama farklı bir güzergah. Peki ya diğer duraklar? Orada nasıl geçer hayatlar? Orada ne yer ne içer insanlar? Keşke şöyle bir şey olsaydı:
- Hayalperest insanlar durağı: Muhtemelen pek çok öykü dinleyecek, sahip olmadığınız şeyleri düşleyecek ve hayallerinize tutunup en yüksek ağaçlardan sallanacaksınız. Yaşayacağınız hayallerin hepsinden siz sorumlusunuz.
- Şakacı insanlar durağı: Burada insanların tek gayesi diğerlerini güldürebilmek. Sürekli yeni bir şeyler bulup insanları gülümsetmen gerek.
- Karamsar insanlar durağı: Karanlıktır bu toprakların geçim kaynağı. Soğuk ve uzun geceler karamsar yapar burada yaşayan halkı. Çok konuşmazlar ya da konuştukça artar pişmanlıkları. Ama filmlerin, kitapların ve düşünce dünyasının buradan açılır pek çok kapısı.
- Hırslı insanlar durağı: Gel gör ki burada herkes işinin piri. Kim elinde ne iş varsa onu yapar en iyi. Yarışmalar düzenlenir günün her öğün her saati. Kazanmak hırsıyla çalışkandır bu toprağın her yaştan ahalisi.
Sonra tren görevlisi seslenir: Obur insanlar durağına geldiiik!
Ve yol boyunca insanlar düşünüp taşınırlar böylece, hangi durağın onları en çok mutlu mesut edeceğine...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder